13.04.2012

Çocuğum Ders Çalışmıyor Diyenler İçin Öneriler


Çocuğum Ders Çalışmıyor Diyenler İçin Öneriler
Biz anne babalar çocuğumuzun sınıfında dersini en iyi yapan, çalışma noktasında öğretmenlerinin beğenisini toplamış, arkadaşlarına da örnek olan bir öğrenci olmasını isteriz. Anne babaların çalışkan öğrencileri hayranlıkla izlediğini, o çocukların durumlarından etkilenerek kendi çocuklarına da örnek olmasını istediğini, derslerine çalışan öğrencilerin “bunu nasıl yaptıklarını ve acaba kendi çocukları için de yapılıp yapılamayacağını” düşündüklerini gözlemleriz.

Anne babalar bir taraftan bunları düşünürken ve bazı öğrencilerin nasıl başarabildiğini merak ederken, kendilerini de etkili ve verimli ders çalışma konusunda çocukları için yeterli hale getirme noktasında ihtiyaç hissetmektedirler.



Bu yazı dizisinde verilen bilgilerle birlikte aileler “çocuklarının daha etkili ders çalışma alışkanlığı” kazanmasında neler öğreneceklerini, öğrendiklerinin önemi ve faydasını, öğrenince de nerede ve nasıl uygulayabileceklerini görecek; kısacası ulaşmak istedikleri sonuçları daha iyi ve etkili hale getirmek için çalışacaklardır.

Öğrencilere zaman zaman uyguladığımız anketlerde sorduğumuz sorulardan biri de genellikle “anne-babanızın hangi davranışı veya sözü sizi çok fazla rahatsız eder?” sorusudur. Bu sorunun cevabının;
"Dersini yaptın mı?"
"Ödevlerini tamamladın mı?"
"Neden dersine çalışmadın?"
"Dersine ne zaman çalışacaksın?"
"Yazılıya çalıştın mı demelerinden rahatsızlık duyuyorum" olduğunu görüyoruz.

Ailelerin de birbirine benzer şikayetlerini zaman zaman duymaktayız:
"Hocam ben ders çalış demezsem asla ders çalışmıyor"
"Aslında benim çocuğum zehir gibi ama çalışmıyor"
"Yarın yazılı var ama hiç bana mısın demiyor"
"Ders için odaya girmesiyle çıkması bir oluyor"
"Ödev var mı diyorum, öğretmen vermedi diyor" vb. şikayetleri daha da uzatabiliriz. Aslında burada bir suçlu arıyoruz.



Çocuklarımızın ders çalışma alışkanlıkları ve çalışma davranışları olumsuz olması halinde aile içerisindeki iletişimi de zedeleyebilmektedir. Hatta bazı ebeveynlerin çocuğun ders çalışma problemini çocuk üzerinde bir baskı unsuru haline getirebildiklerini de görebiliyoruz.

Eğitimci olarak gözlemlediğim bir durum var. Bizler çocuklarımıza “ödevlerini / derslerini yapıp yapmadıklarını” sorarken aslında kendi görevimizi geçiştiriyoruz veya farkında değiliz. Anne babalar olarak çocuklarımızın okul dersleri ve başarısıyla ilgili en basit konularda bile bilgi sahibi olmak için uğraşmıyoruz.

Bir öğrencinin bir dersten başarılı sayılabilmesi için sahip olması gereken minimum ortalamayı bilenler lütfen el kaldırsın.

Bir öğrencinin bir dönem notunun hesaplanabilmesi için en az kaç not alması gerektiğini bilenler, hangi dersten kaç yazılı olunması ve diğer değerlendirme türlerinden kaç not alınması gerektiğini bilenler lütfen bir adım öne çıksın.

Çocuğunun sınıfını bile bilmeyen babalar olduğunu gördükçe inanın yukarıdakileri artık çok görmüyorum. Anne babalar, güzel insanlar gelin önce çocuklarımızın yapacaklarından değil de kendi üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmekle başlayalım.

Dersleri ve öğretmenleri hakkında bilgi sahibi olmak

Çocuğumuzun derslerine çalışmasını sağlamak ve ona daha kaliteli yardımcı olabilmek adına isterseniz önce çocuğumuzun öğretmenleri ve derslerini vb. tanıyalım. Ayrıca çocuklarımızın yaş grubu ile ilgili bedensel, fizyolojik ve psikolojik özellikleri ve dersleriyle ilgili temel özellikleri bilmek bizi onlara yardımcı olmak konusunda biraz daha ileri taşıyacaktır. Bunun için de sınıf rehber öğretmenleri, ders öğretmenleri ve okul rehber öğretmeni bize yardımcı olabilir. Bunun yanında çocuğumuzun aldığı derslerin kaç saat olduğu, diğer dersler içerisindeki önemi, o dersten kaç yazılı olunup toplamda kaç not alınacağı vb. öğrenebiliriz.

Sahiplenme ve ilgilenmeyi hissettirmek
Bizim, öğrencimiz ve dersleri ile ilgili olarak zaman zaman öğretmene müracaat etmemiz, öğretmen ve çocuk üzerinde de olumlu bir etkiye sahip olacaktır. Bunun çocuk üzerindeki etkisi “sahiplenilme” öğretmen üzerindeki etkisi de “öğrenci takip ediliyor, ilgili bir aile” şeklinde ortaya çıkabilir. ( Tabii bu takibin çocuğa "iyice yakın takibe alındım, sıkboğaz ediliyorum" hissi vermekten çok, "annem babam beni önemsiyor" duygusunu hissetirmesinden bahs ediyoruz)

Çocuğumuzu "okulda tanımak"
“Ben çocuğumu zaten tanıyorum” dediğinizi duyar gibiyim. Çocuğumuzun okulda, evde davrandığından daha farklı bir şekilde davranabileceğini unutmayalım. Bizlerin dikkatli olması gereken hususlardan biri de çocuğumuzun okula, arkadaşlarına, derslere ve öğretmenlere uyum sağlamada zorlanıp zorlanmadığını tespit edebilmektir. Buna "çocuğumuzu okulda tanımak" diyoruz.

Çocuğumuzun uyum durumu dikkatli ve etkili bir şekilde bir süre gözlem yapılınca ortaya çıkartılabilir. Eğer uyum problemi olduğu düşünülüyorsa dikkat eksikliği, hiperaktivite ve öğrenme güçlüğü vb. gibi bir probleminin olup olmadığını bir uzman danışmanlığında tespit ettirmekte fayda vardır. Anne babaların, ortaya çıkması halinde böyle bir durumu kabullenmekte zorlandıklarını da gözlemliyoruz. Bu tespiti yaptırmak ve bu durumu kabullenmek bize "çocuğumuzdan daha büyük bir beklenti içinde olmamızı engellemede" faydalı olacaktır. Ayrıca çocuğumuzun okuldaki ders dinleme davranışını, arkadaşlık ilişkilerini, öğretmenlerle olan ilişkilerini, yani "davranış - düzen – ilişki ve kurallara uyma eğilimini" bilmek de çocuğumuza daha iyi yardımcı olmamız noktasında bizi yeterli bir hale getirebilecektir.

Farkını fark etmek, çocuğun farkındalığını artırır
Çocuğumuzun diğer arkadaşlarından üstün olan özelliklerini bilmek de bize yardımcı olabilecektir. Mesela benim kızım diğer arkadaşlarından daha gür sesli, sesi mikrofona ve seslendirmeye uygun, sesli okumada tonlamayı etkili yapabilen, şiir okumaktan ve törenlerde de görev almaktan hiç çekinmeyen bir öğrencidir. Her çocuğun farklı üstün özellikleri mutlaka vardır. Çocuklarımızın "farkını fark etmek" üstün özellikleri çoğaltmada ve çocuğumuzun kendisiyle ilgili farkındalığını arttırmasında etkili olabilir.

Beklentilerimizi dengelemek ve gerçekçi olmak
Bizler anne babalığın verdiği hamiyet ve şefkat duygusu nedeniyle çocuğumuzu olduğundan farklı ve üstün görme eğilimine sahip olabiliriz. Çocuklarını yeterince tanımayan aileler zaman zaman gerçekçi olmayan, çocuğu zorlayan ve yoran beklentilere de sahip olabilmektedirler. Bazı aileler de çocukları başarılı oldukça “daha fazla, daha fazla” diyerek bunu abartma eğilimine girebilmektedir. Gerçekçi ve dengeli olmayan beklentilerin çocuğa verebileceği zarar, ailenin yüksek beklentisi altında ezilen çocuğun, buna cevap veremeyip yenilgiyi kabullenerek yapabileceklerini de bir kenara bırakması ve gerilemesi olabilir.

Bu durum zaman içerisinde özgüven eksikliğine ve bu eksikliğin giderek derinleşmesine yol açarak çocuğumuzun "benlik algısını" yitirmesine sebep olabilir. Ailenin beklentilerinin yüksek olması çocuğun artık kendisi için değil de çocuğa yapılan masrafların boşa gitmemesi ve anne-babanın umutlarının kırılmaması için çalışmasına neden olabilir. Ayrıca çocuk için bir “kaygı kaynağı” oluşturup derslere ve öğrenmeye odaklanmasını engelleyebilir.

Eleştiride tost tekniği

Bir önceki yazımızda söylemiş olduğumuz o üstün özellikler şimdi burada bize lazım olacak. Eleştirmeniz gerektiğinde önce üstün özelliklerini sonra geliştirilmesi gereken özelliklerini söyleyin sonra yeniden bir başka üstün özelliğini söyleyin. Yani önce övün sonra dövün sonra tekrar övün. Yani eleştirilerinizi süsleyin. Hem yıkıcı ve kırıcı olmazsınız hem de etkisini hemen görürsünüz. Çocuğun “benlik algısını” da zedelememiş olursunuz.

Sürekli kontrolör olmayı bırakalım

Sürekli ödevlerini yapıp yapmadığı sorgulanan çocukta "nasıl olsa ben hatırlamasam da annem-babam hatırlatır, ödevlerimi benim yerime düşünen birileri var" anlayışı gelişmeye başlar. Bunu da sizin göreviniz olarak görür. Hep sizin hatırlatmanızı bekler. Şöyle düşünmeye başlar artık “annem – babam hatırlatıncaya kadar yapmayayım, nasıl olsa onlar hatırlatırlar, onlar söyleyinceye kadar bekleyeyim.” Kendimizi çok da zorlamayalım. Unutmayın ki dersin çalışılması gerektiğine, çalışmanın başarılı olmak için bir gereklilik olduğuna inanan ve bunu isteyen biz değil çocuğumuz olmalıdır. Sizin hatırlatmanızı kendisi için “ilgi kaynağı” olarak görmeye başladığında hep bunu isteyecektir. Bu da zaman içerisinde çocuk tarafından “anne – babasının ilgisinin çocuğun ders çalışmasıyla ortaya çıkacağı” algısına dönüşmeye başlar.

Başarılı olmak takım çalışmasının beraberinde ortaya çıkar

Anne – babalar çocuklarının çalışması için ısrar ettikçe dede, nine ve diğer akrabalar anne-babanın “çocuğa yüklendiğini” düşünürler. Anne – babasını da “o daha küçük, yapamaz, zamanı gelir” gibi ifadelerle çocuğun önünde farkında olmadan güçsüz ve etkisiz bir duruma getirmeye çalışırlar. Ailedeki herkes dedeler, nineler ve diğer yakınlar aynı anlayışı ve tutarlılığı gösterebilmelidir. Bu bir takım çalışmasıdır. Anne – babalar çocuklarının dede ve ninelerine bu durumu hoş bir iletişim ve paylaşımla açıklayıp ikna ederek onları amaçları doğrultusunda çok ta iyi kullanabilirler. Belki dede, nine ve diğer yakınların bu konudaki sözleri ve çabaları çocuk için daha etkileyici olacaktır.

Çocuğunuzdan beklediğinizi önce siz verin

Aileler çocuklarının kreş, anasınıfı veya ilköğretime başlamasıyla kendilerini de yaklaşık olarak 15-20 yıl devam edebilecek bir beklentinin içine sokuyorlar. Ailelerin şu soru artık zihinlerini kemirmeye başlıyor “acaba çocuğum başarılı olabilecek mi veya nereye kadar devam edecek?” Bu beklenti uzun, zorlu ve en üst düzeyde sabır isteyen bir beklentidir. Hem bizim için hem de çocuğumuz için. Çocuğumuzdan beklediğiniz sabrı, kararlılık ve sorumluluğu biz de gösterebilmeliyiz. Zaman zaman kırılma noktaları karşımıza çıkacaktır. Dönüm noktaları ve geçişler zorlu olacaktır. Bunlar çocuğunuzun size en çok ihtiyacı olduğu zamanlardır. O en kötü olduğu durumda siz en iyi olmak zorundasınız. (En iyi olmak mükemmel olmak değil, elinizden geldiği kadar en şefkatli, en anlayışlı ve en özverili olmaya çalışmanızdır.) Çünkü en çok size ihtiyacı var.

Çocuğunuzun sokak arkadaşlarını ve sınıf arkadaşlarını iyi tanıyın.

Çocuğunuzdaki ani davranış değişikliklerinin arkadaşlarının etkisiyle hemen ortaya çıkabileceğini unutmayın. Eğer çocuğunuz ani davranış değişiklikleri gösteriyorsa burada arkadaş çevresini iyi incelemek gerekiyor. Çocuğunuzun arkadaş çevresi özellikle çocukluktan ergenliğe geçerken ve ergenlikte çok önemlidir. Özellikle bu dönemde çocuğun arkadaşlarının etkisi sizin çocuk üzerindeki etkinizden daha büyüktür. Çocuk sizin kapsama alanınızdan çıkıp kendisine yeni bir kapsama alanı kurmaktadır ve bu kapsama alanında sizden daha çok arkadaşlarının yeri vardır. Çocuk kendisini arkadaş çevresine kabul ettirebilmek için o grubun “samimiyet testleri” nden geçer. “Hadi bugün okulu kıralım” gibi. Çocuğumuzun arkadaşlarını da iyi tanımak zorundayız. “Gençken yapılacak birçok şey” önce arkadaş etkisiyle denenir ve yapılır.

Sınıf arkadaşlarını ve özellikle yanındaki arkadaşını iyi tanıyın

Örneğin yanındaki, önündeki ve arkasındaki arkadaşı çocuğunuzun ders dinleme alışkanlığını doğrudan etkiler. Dikkat edilirse ders başarısı düşük olan çocukların ders dinleme alışkanlığı da çoğunlukla zayıftır. Böyle bir şeyin söz konusu olup olmadığı ders öğretmenlerinden öğrenilebilir.

Her çocuk kendisi kadar özeldir

Ailelerimizin gözümüze çarpan yanlışlarından biri de çocuğunu sınıftaki diğer arkadaşları ile veya sokaktaki, mahalledeki çocuklarla karşılaştırmaktır. Karşılaştırmak gizli suçlamaktır ve çocuğunuz hemen fark eder. Bunun şöyle bir olumsuz sonucu ortaya çıkabilir: Çocuğunuz karşılaştırıldığı kimseye belli bir zaman sonra daha soğuk davranmaya başlayıp onunla arasındaki duygusal bağ zayıflayabilir. Çocuğunuzu komşunuzun çocuğu veya sınıfındaki diğer arkadaşıyla karşılaştırmak yerine aileden başarılı olmuş büyükler ve diğer tanınmış kişilerden örnekler daha etkili olabilir.

annenotlari.com'dan alınmıştır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder